|
|||||||
|
|
|
|||||
|
|
|||||||
Tarihin bize verdiği bilgiler, İskitler ve Kimmerler dışında Anadolu’dan Türkistan’a doğru değil’ de Türkistan’dan Anadolu’ya hatta Balkanlar ve Tuna boylarına doğru göçler olduğunu bildirmektedir. Ayrıca kültür tarihi konusundaki çalışmaların sonuçları şöyle özetlenebilir: Geleneksel halklar dış dünyaya karşı son derece katı, adeta başka halkların bir şeylerini kabul etmelerinden dolayı tanrı tarafından cezalandırılacaklarına inanıyorlardı. Durum böyle olduğundan, tarihi süreç içindeki geleneksel halkların birbirleriyle en az etkileşim içinde olduklarını kabul etmek zorundayız. Hatta Anadolu’da 1970’li yıllara kadar her aileye kız verilmediğini ya da her aileden kız alınmadığını yaşlı insanlara sorarsak bizlere anlatırlar. Dolayısıyla ikinci görüş, bizleri doğrulayacak bilgiler vermektedir. Bu nedenle yukarıda sık sık değinildiği gibi eksik bilgilerle yola çıkmaktansa, o konu hakkındaki diğer görüşlerden de haberdar olarak, karşılaştırmalı çalışmalar yapmak, sosyo-kültürel incelemelerde bizlere en sağlıklı bilgileri verecektir. Halı-kilim ve mezar taşlarındaki damgalar birer sanat eseri olmaktan öte, bir duygunun bir sosyo-kültürel hayatın, en genel tabiri ile sosyal tarihin dile getirildiği kitap sayfaları ve tarihi vesikalardır. Başka deyişle "matif, figur, sembol ve şekillerin tarihin belirli bir noktasındaki zihniyet ve tutumların ürünleri oldukları açıktır" Bu belgeler resmi kurumlar tarafından yazılmadıkları için de halkın en yalın duygu ve düşüncelerini ifade ederler. Dolayısıyla tarih yazıcıları ve soyo-kültür kavramlar hakkında çalışanlar, öncelikle halı-kilim ve mezar taşları gibi etnografik eserleri değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bunlar resmî duygular ile bilgilerin karışmadığı en yalın tarihî vesikalardır. Genelde bugüne kadar yapılan çalışmalarda halının-kilimin nerede dokunduğu, adı, iplik yapısı, düğüm sayısı gibi meseleler Türkiye’de bu konuda çalışanların ana problemi olmuştur. Oysa bu konulardan ziyade bir halının-kilimin verdiği mesaj ile onun sosyo-kültürel yapıdaki yeri sosyal bilimler açısından birinci derecede öncelikli olmalıdır. Öbür yandan dokundukları yerleri göz önüne alarak halı-kilimleri Kars kilimi, Hakkari kilimi, Bergama kilimi v.b. diye adlandırmak doğru mudur? (Kazakistan, Kırgızistan halı kilimi gibi ayrımlar da aynı değerlendirmeye tabidir.) Mesela buradaki fotoğraflara yansıyan eserlerin kaç tanesini çekildikleri yerlere, yani meydana getirildikleri yere göre ayırabiliriz? Dolayısıyla Türk halı-kilim tasnifleri hatta bu eserlerdeki damgaları birkaç grup dışında çok çeşitli adlandırmak pratik bir kaygıdan öteye bir şey ifade etmediği gibi, aşırı ısrarlar sosyo-kültürel hayatı ya da sosyal hafızayı parçalar. Çünkü onlar aynı tarihî bilinç içinde, fakat farklı zamanlarda oluşmuş bir zihniyetin ürünüdürler. Dolayısıyla geleneksel Türk halı-kilimlerinde farklı gibi görünen damgalar, aslında bir bütünün çeşitli parçalarını ifade ederler. Ayrıca damgaların tasnifi konusundaki çalışmalarımızda "benzetme, varsayım, yakıştırma ve tahmin yöntemleri yanında, uydurmaları da kabullenerek el yordamıyla ilerlediğimizi biliyoruz". Kısaca halı-kilim ve mezar taşları gibi geleneksel sanat eserlerindeki damgaları, sosyal gruplar ve sosyal tarih hakkındaki en yalın tarihi belgeler olarak değerlendirmesi gerekmez mi? |
|
ARAT, N., a.g.e., s. 43. GÜRAN, E., Anadolu Motifleri Sergisi, İzmir, 1986, s. 4, 35.MÜLAYİM, S., a. g. e., s.222. MÜLAYİM, S., a. g. e., s. 219. |