Free Web Site - Free Web Space and Site Hosting - Web Hosting - Internet Store and Ecommerce Solution Provider - High Speed Internet
Search the Web


manas1.jpg (8888 bytes)Sanat ve Din

      İnsanların dışındaki nesneleri ya da zihin dünyasında yorumladığı şeyleri, çeşitli birimlerde ifade etmelerinden ötürü sanat ya da sanatlar doğmuştur. Başka bir tabirle sanat, insanların ve sosyal gruplar ile milletlerin dünyayı yorumlayış tarzlarıdır. Bu yorumlardaki benzerlikleri, farklılıkları ya da aynilikleri ise insanların içinde bulundukları sosyo-kültürel yapı ile özel yetenek ve becerileri belirler.

     Sanat eserlerinde ki bazı ortaklıklar tesadüflerle izah edilemezler. Öyle izah etmeğe kalkılırsa, o zaman tarih, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, edebiyat gibi sosyal bilimlerin sonuçlarını da birer tesadüf eserleri olarak ifade etmek zorunda kalınır ki, sonuçta sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler zincirinden ibaretmiş gibi algılanır. Oysa sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler yumağı olmayıp, sosyal gerçekliğin kendisidir. Sosyal gerçeklik ise, sosyal grupların tarihlerinden getirdikleri ve yeni eklemelerle devam ettirdikleri gelenekli bir süreçtir. Bu süreçteki didişmelerden yani “insanın sonu gelmeyen özlemleriyle sınırlı imkanları arasındaki çelişkiden sanat doğmuştur”. Bu nedenle "sanat duygu ve düşüncelerin kaynaştırılarak ahenkli bir tertip halinde ifadesidir”.

      Sosyo-kültürel hayattaki bir çok unsur gibi, sanat da birtakım dini inançlarla yakından ilgilidir. Belki bundan olacak ki Fischer, “başlangıçdaki büyü zamanla dine, bilime ve sanata dönüştü” der. Fischer esrinin bir başka yerinde de “ta başlangıçtan beri insan büyücüdür” diyerek, büyünün sosyo-kültürel yapıdaki önemine dikkatimizi çekerek, son zamanlarda çoğalan belgelerin zenginliği sanatın başlangıçta bir “büyü” olduğunu ortaya koyuyor der.

      İnsanla ilgili rituallerin önemli bir kısmında din ile büyünün etkili rol oynadığını alan çalışmalarına dayalı sosyolojik ve antropolojik verilerde sıkça görmek mümkündür. Mesela yasaksız bir sosyal grubun olmadığı bilinmektedir. Yasakların kaynağının ise din ya da dine benzer inançlar olduğu genelde kabul görmektedir. O halde din ile sanat arasındaki yakın ilginin, fazla garip olmaması gerek. Bu sebeple ilerde ayrıntılı bahsedeceğimiz ve fotoğraflarda da göreceğimiz üzere “koçbaşı” damgalarının da birtakım dini kimlik taşıması gayet doğaldır.

      Din ile sanat arasındaki ilişkiye dikkat çeken sanat tarihçilerinden biri olan Read da “geçmişe baktığımızda tarih öncesinin belirsiz kaynaklarından sanat ve dinin el ele çıktıklarını görüyoruz…. Eserlerini yaratırken dini inanıştan hareket etmemiş gibi görünen sanatçıların bile hayatları daha yakından incelenince dini duyarlık diyebileceğimiz bir tarafta karşılaşırız. Van Gogh’un hayatı buna iyi bir örnektir… Dinin rahipleri ile büyücüleri, yaratıcı sanatçılarla aynıdır, ve sanatın işi sadece tapınma veya yatıştırmadır”, diyerek sanat ile din arasındaki yakın ilgiyi gözler önüne serer. Read bir başka eserinde de “büyü, dinin olduğu kadar bilimin de çıkış noktası olarak bilinir” der. Sanat ile din arasındaki yakın ilgiye bir başka eserde “Bizans sanatı dinsel bir sanattır. Başlangıçta hıristiyanlığın ilk yayılma özü içinde Yunan-Roma geleneğini devam ettirmiştir” denmektedir. Bu satırların yazarının uzmanlık alanı sosyoloji olduğu için yukarıdaki iddia hakkında söyleyeceği fazla sözü yoktur. Ancak sanat ile din arasındaki yakın ilgiden dolayı yukarıdaki görüşe katılmamak mümkün değildir. Dolayısıyla Doğu sanatıyla Batı sanatı arasında her şeyden önce, dinden veya dini anlayıştan kaynaklanan temel bir farklılığın olması gerekir.

       Öyleyse genelde Doğu, özelde Türk sanatının, Batı sanatından farklı ele alınıp incelenmesi gerekmez mi? Batı’da sanat dendiğinde ilk akla gelen resim, heykel ve bale’dir. Bununla birlikte güzellik kavramı sanatla o kadar iç içe kullanılmıştır ki sanat “estetik” kavramıyla izah edilmiş, hatta sanat yerine estetik kavramı kullanılmıştır. Türk sanatında ise resim, heykel çok az kullanılırken, neredeyse bale günümüzde bile halka mal olmuş değildir. Oysa sanat her şeyden önce, geleneksel uğraş alanı olarak halkın yakın ilgi alanıdır. Dolayısıyla bir halkın sanat hakkındaki bilgileri ve eylemleri onun sosyo-kültürel tarihinden hareketle ele alınmalıdır. Ancak sanatı Batı mantığıyla algıladığımızdan dolayı bizim kültürümüzde çok önemli yeri olan at kuşamları, kurganlar, balballar, mezarlıklar, kadınlarımızın el işleri (halı, kilim, keçe dahil) ile yurt (keçeden yapılan, Türklere has yuvarlak çadır)’lar. Türk sanat tarihçileri tarafından, genelde bir problem alanı olarak görülmediği gibi, tarihi kökleri yüzlerce yıla dayanan, bu ata yadigarı sanat eserleri, bilinçsizce çürümeye ya da teknolojiye terk edilmiştirler. Mesela Ahlat’da gördüğümüz mezar taşları ile Bitlis merkezindeki mezar taşları, kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır. Özellikle birer sanat eseri olan Ahlat mezar taşları kısa zamanda korumaya alınmazsa yüzlerce yıllık tarih yok olmayla karşı karşıyadır. Korkarım Anadolu’nun bazı merkezlerinde dokunan geleneksel halı kilimler de yakın bir gelecekte kaybolacaklardır. Çünkü bir boyu veya bir tarihi anlatan damgalar modernlik adına değiştirilmege çalışılıyor. Mesela Nusaybin’de gördüğümüz halı dokuyan kızlarımız geleneksel damgalarını değil de, allı güllü neyi anlattığı belli olmayan, çizgilerle halı dokuyorlardı.

       Sonuç olarak “Avrupa sanat hiyerarşisinin tepesi figüratif resim ve heykel tarafından tutulmuştur". Belki bundan olacak ki Batı’da sanat “estetik” anlamında kullanılmıştır. Türk felsefesinde ise sanatta esas olan birinci öncelik ahenk, bir şeyi anlatmak ve onu ifade edebilmektir. Burada bir ifade tarzının ahenkli olması ne kadar önemli ise parçalar veya damgalar arasındaki ahenk de o kadar önemlidir. İlerideki sayfalardaki fotoğraflara bakıldığında damgalar arasındaki uyumun büyülü sırrını görmek mümkündür. Çünkü fotoğraflarını gördüğünüz halılar-kilimler ve mezar taşlarındaki damgaların hiç biri, kalemle, cetvelle hesaplanarak değil, geleneksel bilgilerle yapılmıştır


MÜLAYİM, S., Sanata Giriş, İstanbul, 1994, s. 19.

KARAMAĞARALI, H. "Sanat ve Kültür Münasebeti", Kültür ve Sanat, İstanbul, 1980, s. 149.

FİSCHER, E., Sanatın Gerekliliği (çev. C. Çapan), Ankara, 1993, s. 35.

FİSCHER, E., a.g.e., s. 15.

FİSCHER, E., a.g.e., s. 13.

READ, H., Sanatın Anlamı (çev. G. İnal – N. Asgari), Ankara, 1960, s. 84-85.

READ, H., Sanat ve Toplum (çev. S. Mülayim), Ankara, 1981, s. 35.

TANSUĞ, S., Karşıtı Aramak, İstanbul, 1983, s. 41.

BURCKHARDT, T., Aklın Aynası (çev. V.Ersoy), İstanbul. 1994, s. 232.